Bu hafta siyasetten uzaklaşıp Alemlerin Ötesine,
“Sırlar Dünyasına” yolculuk yapmaya ne dersiniz (!)
…
1995 Yılı Ağustos ayının ortalarına doğru, güneşin yeryüzünü acımasızca kavurduğu o sıcak günlerden biri. Arkadaşımla beraber ani bir kararla Bodrum’a tatile çıkmaya karar verdik. Üstelik hemen; Aynı gün aynı gece yola çıkmak için hazırlıklara başladık.
Alışverişler yapılıyor, valizler hazırlanıyor, bir yandan da aracın yağını, suyunu, yakıtını tamamlıyoruz. Oraya buraya koşuşturmacalar , bir telaş bir heyecan, ve tatil hayali…
Bütün bunlar olurken bir de baktık ki, milyonlarca yıldız gökyüzüne boylu boyunca serpilmiş, gece oluvermişti.
Ve; İskenderun –Bodrum tatil yolculuğu için start aldık.
Aracı ilk ben kullanıyorum. Yorulduğumda arkadaşıma devredeceğim. Böyle anlaştık. Neredeyse Adana’ ya kadar sadece konuşuyorduk. Neler aldık, neler alamadık, sözlü olarak aramızda teyitleşiyor, bir yandan da tatil planlarımızı gözden geçiriyorduk.
Pozantı’ya kadar radyodan gelen müziğe kulak veriyor zaman zamanda müziğin ritmine kapılıp ,avazımız çıktığınca eşlik ediyorduk.Gülüşmeler ,bakışmalar , coşku tam gaz .Heyecan büyük…
Yol boyunca önümüze çıkan bütün tesisleri pas geçtik, mola vermeden yola devam ediyoruz.
Konya- Afyon yol çatına geldiğimizde arkadaşım çoktan uykuya dalmıştı.Gerçi uyuması iyi olmuştu. Dinlesin. Ben Afyon istikametine doğru müziğin sesini iyice kısarak direksiyon başında yola dikkatlice devam ediyorum.
Epey yol aldıktan bir sonra bende de yorgunluk başladı elbet.Neyse ki birkaç kilometre sonra 15 km uzaklıkta ki bir tesisin tabelasına rastladım. Bir iki araç sollayıp olağanca hızla tesise yetişmek istiyordum.
Nihayet dakikalar sonrası tesis göründü.Sağ taraftan içeri yavaşça içeri döndüm.Nedendir bilinmez ,tesisin içi olabildiğince kalabalık.tırlar, kamyonlar ,otobüsler ,hususi taksiler..Haliyle içerisinde ve dışarısında inanılmaz bir insan seli var.
Uygun bir yer bulmak için aracımla en az belki üç beş kez turladıktan sonra park edebildim.
Arkadaşıma seslendim.Fakat, uyandıramadım.
Fena uyuyor,kalkmaya niyeti yok gibi..
Ben şöyle etrafta bir dolaşayım, elimi yüzümü yıkayayım kendime geleyim istedim.Ve kontağı kapatıp, el frenini çekerek araçtan indim.
Karşılaştığım birkaç insan ile yeni arkadaşlıklar kurdum. Sohbet ediyor bir yandan da çayımı yudumluyordum. Yarım saat aranın ardından yolcu yolunda gerek diyerek kalktım.
Aracı artık arkadaşım kullansın ,değimli gibi iç sesimle birlikte kapıyı açtım.Arif isminde ki arkadaşı zorlayarak uyandırdım.İstersen sende bir çorba,çay iç,elini yüzünü, yıka bu saatten sonra birazda ben uyuyayım, çok yoruldum dedim.
Arif araçtan çıkar çıkmaz bağırmaya başladı.Çılgın gibiydi.Bana “ senin derdin ne öldürecek misin beni bu uçurumun kenarında ne işimiz var” diyordu.
Onun kuvvetli serzenişleri sonrası,kendime geldim.Fakat korkuyla karışık duygular ile birlikte ağzımı bıçak açmıyordu.
Beynimi yakan şu sorular ;
Dinlenme tesisine ne oldu?
Araçlar nerde?
Onca insan nasıl ortadan kayboldu.Nereye gittiler ?
Ya , biraz önce konuştuklarım, yeni arkadaşlarım nerde ?
Çayımı getiren güler yüzlü personel nerede?
Neden ıssız bir yerdeyiz, uçurumun kenarındayız?
Biliyor musunuz bu soruların cevaplarını otuz yıldır arıyorum.
İçinde bulunduğum, şahsen bizzat yaşadığım, gidip geldiğim “Sırlar dünyasının” gizemini , Cenab-ı Allah’ın o gün beni neyle sınadığını bilmeden ürpererek yaşıyorum.
…
"Öyle bir hayat yaşa ki öldüğün zaman düşmanların bile arkandan ağlasın"
Hz. Ali
En Derin Saygılarımla





