İnsanlık tarihi boyunca insanoğlu hep bir güzellik arayışı içinde olmuştur.
Aynalara bakmış, yüzündeki hatlarda, gözlerinin renginde, endamında aramıştır o kusursuzluğu.
Oysa zaman, en acımasız ressamdır; yüzdeki çizgileri derinleştirir, saçlara aklar düşürür ve maddesel olan ne varsa bir sonbahar yaprağı gibi savurur.
İşte tam bu noktada, kalıcı olanın ne olduğunu fısıldar hayat bize:
İnsanın güzelliği yüzünde değil; üslubunda, başkalarını incitmeyen nezaketi ve zarafetinde gizlidir.
Üslup, insanın ruhunun dışarıya vuran sesidir.
Bir insan ne kadar kusursuz bir yüze sahip olursa olsun, dilinden dökülen kelimeler bir gönlü kırıyorsa, o güzellik bir anda anlamını yitirir.
Büyük mutasavvıf Hazreti Mevlânâ (Kuddise Sirruh) bu hakikati ne güzel ifade eder:
“Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur.”
Eğer bir insanın iç denizi nezaketle doluysa, kıyıya vuran kelimeleri de birer inci tanesi olur; incitmez, sarar ve iyileştirir.
Sahanın da masanın da hayatın da en yalın gerçeği şudur:
İnsanlar sizin yüzünüzü unutabilir, ama onlara nasıl hissettirdiğinizi, ruhlarına hangi kelimelerle dokunduğunuzu asla unutmazlar.
Üslup, insanın görünmez kimlik kartıdır.
Haklıyken bile nezaketini koruyabilen, öfkesini zarafetle eğitebilen insan, dünyanın en güzel insanıdır.
Peki, nedir başkalarını incitmeyen o nezaket?
Nezaket, zayıflık ya da pısırıklık değildir; aksine, muazzam bir içsel gücün ve yüksek bir ahlakın göstergesidir.
Bir gönle girmenin zor, ama bir gönlü kırmanın ne kadar kolay olduğunu bilenlerin yürüyüşüdür nezaket.
Adımlarını, kelimelerini, bakışlarını tartarak hayata sunmaktır.
Asırlardır Anadolu insanı da, bugün modern dünyanın en karmaşık masalarında oturanlar da insanın kalitesini bu teraziyle ölçmüştür:
Bir başkasının varlığına duyulan saygı ve hürmet.
Zarafet ise ruhun en asil elbisesidir.
Bir çiçeğin usulca açması gibi, bağırmadan, çağırmadan, sadece varlığıyla etrafına ışık saçmaktır.
İncitmemek, insanoğlunun erişebileceği en yüksek mertebedir.
Bilerek ya da bilmeyerek bir insanın kalbine basmamak için gösterilen o gizli özen, yüzdeki tüm hatları güzelleştiren asıl nurdur.
Aynaların göremediği, yalnızca kalplerin hissettiği bir güzelliktir bu.
Sevgili dostlar, gelin bugün aynalara bakışımızı değiştirelim.
Yüzümüzdeki çizgilerden ziyade, dilimizdeki kelimelere, sesimizdeki tona ve insana yaklaşımımızdaki zarafete odaklanalım.
Çünkü bu fani dünyadan göçüp gittiğimizde, geriye ne parıltılı unvanlar kalacak ne de gençlikteki o kusursuz çehreler.
Geriye sadece, incitmeden bıraktığımız zarif bir iz ve ruhumuzun aynası olan o güzel üslubumuz kalacak.
Çünkü insan, yüzüyle sadece bir surettir; ama üslubuyla, nezaketiyle ve zarafetiyle gerçektir.
Onur Ercan





