“Çoğu zaman başkalarını düşünmekten, asıl kendimizi düşünemez hâle geliyorduk.”
İnsan, hayat yolculuğunda çoğu zaman omzuna başkalarının yükünü alırken, kendi ruhunun yükünü fark edemez. Bir anne evladı için, bir baba ailesi için, bir dost dostu için, bir gönül insanı ise herkes için yaşamaya çalışır. Fakat sürekli başkalarına akan bir nehir, kaynağını beslemezse bir gün kurur. Çünkü hayatın en sessiz tükenişi, insanın kendisini ihmal etmesiyle başlar.
Fedakârlık, insanı yücelten en güzel hasletlerden biridir. Ancak fedakârlık, kendini yok saymaya dönüştüğünde artık fazilet olmaktan çıkar; görünmeyen bir yorgunluğun adı olur. Mum etrafını aydınlatır; fakat kendi özünü tüketerek… İnsan ise mum gibi yanmalı ama güneş gibi yeniden doğmayı da bilmelidir.
Ne gariptir ki birçok insan, başkalarının gözyaşını silerken kendi gözlerinden süzülen yaşları fark edemez. Başkalarının yaralarını sararken, kendi kalbindeki çatlakları gizlemeye çalışır. Oysa kırık bir testi, su taşıyamaz. Yorgun bir gönül de uzun süre umut dağıtamaz.
Kendini ihmal eden insan, başkalarına verdiği değeri zamanla taşıyamaz hâle gelir.
İnsan bazen “Hayır.” demeyi öğrenemediği için kendi hayatına “Evet.” diyemez. Her isteğe koşarken kendi iç sesinden uzaklaşır. Bir gün aynaya baktığında ise yüzünü tanır ama ruhunu tanıyamaz. Çünkü insan önce kendisini kaybeder, sonra da neden mutsuz olduğunu aramaya başlar.
Sınır koymak sevgiyi azaltmaz; sevgiyi istismar edilmekten korur.
Bir ağacın meyve verebilmesi için önce köklerinin suyla buluşması gerekir. Kökü kuruyan bir ağacın dallarından bereket beklenmez. İnsan da böyledir. Ruhunu beslemeyen, gönlünü dinlendirmeyen, kalbini onarmayan biri; ne ailesine, ne dostlarına ne de insanlığa uzun süre fayda sağlayabilir.
Mevlana Kuddise Sirruh şöyle buyurur:
“Sen kendini küçük bir cisim sanırsın. Hâlbuki en büyük âlem senin içine sığmıştır.”
İnsan, kendi iç âlemini ihmal ettiğinde, dış dünyadaki hiçbir başarı gerçek huzuru getiremez. Çünkü huzur, dışarıda bulunan bir ödül değil; içeride kurulan bir dengedir.
Belki de en büyük yanlışımız, kendimize gösterdiğimiz merhameti hep yarına bırakmamızdır. Dinlenmeyi erteleriz, sevinmeyi erteleriz, kendimizi dinlemeyi erteleriz. Fakat hayat beklemez. İhmal edilen her duygu, zamanla kalbin sessiz bir çığlığına dönüşür.
Başkalarına yetişmeye çalışan insan, kendisine geç kalmamalıdır.
Kendine değer vermek bencillik değildir; insanın Rabbine emanet edilen canına sahip çıkmasıdır. Kendisini koruyabilen, başkalarını da daha sağlıklı korur. Kendini seven, sevgiyi daha doğru paylaşır. Kendini tanıyan ise hayatın anlamını daha derinden kavrar.
Unutmayalım ki insan, başkalarına ışık olmak istiyorsa önce kendi kandilini söndürmemelidir. Çünkü karanlığa dönüşen bir kandil, hiçbir yolu aydınlatamaz.
Onur Ercan





